Ipad mobil mecrada ortaliğı kasıp kavuruyor gerçekten. Aşagidaki tablodan da anlaşılabileceği üzere IPadler Amerika`da tabletler üzerinden ulaşılan internet trafiğinin % 97 sini. Tum dünyada ise yaklasik % 87 sini kontrol ediyor. Bu da bir anlamda piyasayi nasil domine ettiginin bir diger kanıtı.
Peki bu kısıtlı kapasitesine gercek anlamda multitaskinge izin vermemesine karsin neden ipad tablet piyasasinda bu kadar kabul gördü.
Bir kere piyasanin öncüsü olmak gibi bir avantaji var ipadlerin. Ipod ardindan Iphone ile gelen dokunmatik ekran, yazilim ve donanım tecrübesini Apple tabletler üzerine cok başarili bir sekilde aktardı. Piyasaya çıktığında neredeyse hiçbir rakibi yoktu. Aslına bakarsaniz hala daha gercek anlamda bir rakibi yok diyebiliriz. Bir ara Samsung Galaxy Tab acaba piyasada kabul gorecek mi darken, Ipad2’nin cikmasi ile benim kanaatimce geri planda kaldi. Yazilimsal olarak Android isletim sistemi her ne kadar cep telefonu tarafinda büyük basari gösterip güvenilir bir isletim sistemi olarak tercih edilse bile daha tabletler uzerinde calisilmasi gerektigi yapilan kullanici yorumlarindan anlasilabilir.
Tabi bu basariyi sadece rakipsiz olmasina baglamak buyuk haksizlik olur bence burada acayip bir pazarlama stratejisini de görebiliyoruz. Daha o kadar yaygin degilken bile butun unlu isimlerin elinde ipadli goruntuleri vardi. Hatta son secim döneminde basbakanimiz bile ipad ile calistigi fotograflari basina dagitti.
Piyasa uzmanlarinin bu konuda daha cok şey soyleyebilecegine eminim fakat inaniyorumki, hatta arastirmalar gosteriyor ki Ipad 20115 yilina kadar tablet piyasasinda liderligini surdurecek
Erman UZUN - BLOG
20 Temmuz 2011 Çarşamba
29 Nisan 2011 Cuma
Mobil Teknolojiler (iPad, Galaxy TAB, ATRIX???)
Bir kaç gündür Tablet bilgisayarlar ile ilgili araştırma yaparken anladım ki olay benim düşündüğümden çok daha öte bir noktaya gittiğini gördüm. Hemen hemen bütün telefon üreticileri birde tablet bilgisayar versiyonlarını geliştirdiler ve piyasaya sundular.
Teknolojileri elimden geldiği kadar takip etmeye çalışıyorum fakat bu tablet olayı bu kadar kısa sürede nasıl bu noktaya geldi yeni yeni anlıyorum. Açıkçası söyle bir olay söz konusu iPad’ler ile ilgili okuduklarımdan, kullanıcı yorumlarından sadece iPhone’unu geliştirilmiş hali olarak görüyordum. Ama yanılmışım, bu mobil teknoloji devriminin son halkası ve tabletleri gelecekte daha da sık göreceğimizi düşünüyorum.
Öncelikle iPad ve iPad2 leri karşılaştırmalarını inceleyerek başlayayım. iPad2 iPad e göre daha ince ve hafif bir tasarıma sahip. Mesela ağırlığı WIFI lı modelinde 680 gr dan 601 gr’a düşmüş. Bu tasarımına da yansımış ve 13,3 mm den 8,8 m ye incelmiş. Buda kullanışlılığını inanılmaz ölçüde artırmış gibi görünüyor. iPad daha köşeli bir tasarıma sahipken iPad2 tutması, kavraması kullanması çok daha kolay bir ürün olarak ortaya çıkıyor. İşlemcisi ve RAM’i de artırılmış. Bu anlamlı bir fark yaratır mı bilemiyorum ama pek çok artısı var.
Bütün bunların yanında Samsung Galaxy Tab da çok merak ettiğim bir üründü. Apple’ın 9,7 inch lik ekranına nazaran 7 inchlik ekranı ile daha taşınılabilir bir cihaz gibi göründü. İki ürününde farklı arttıları olmasına karşın (Android işletim sistemi- hala daha bence tabletlere çok da uyumlu hale getirilemedi, yine de flash desteği falan çok büyük bir avantaj) samsungun ekranı bana biraz küçük gibi geliyorbana ve dokunmatik hassasiyeti beni çok tatmin etmedi.
Derken piyadasaki diğer tabletleri inceleyice çok etkilendim. Blackberry, Asus, HTC, Acer çok farklı üreticiler var tablet piyasasında ama ben en çok MOTOROLA ATRIX’den etkilendim. Gelecek budur diye düşündüm. Şimdi maksadım ürün reklamı falan değil. Ben mobil teknolojilerin gidebilceği bir diğer noktayı gördüm. Smartphone+Laptop (yada tablet)

Motorola ATRIX ilk bakışta android işletim sistemli bir telefon gibi görülmesine karşın güçlü işlemcisi ile Dock paneline yerleştirilince aynı zamanda bir laptop oluveriyor. Webtop uygulaması ile de cloud computingkullanarak dokümanlarınıza istediğiniz yerden erişebiliyorsunuz. Hem telefon, hem laptop, hem bütün dosyalar cloudda erişime hazır.

Mobil teknolojilerdeki bir sonraki aşama nereye gider şimdilik tahmin etmek zor ama bu rekabet çok çarpıcı gelişmeler doğuracak sanırım. Bu dock üzerinden Laptop'a döntürme belki tablet olarakta karşımıza çıkar. Kim bilir??
Teknolojileri elimden geldiği kadar takip etmeye çalışıyorum fakat bu tablet olayı bu kadar kısa sürede nasıl bu noktaya geldi yeni yeni anlıyorum. Açıkçası söyle bir olay söz konusu iPad’ler ile ilgili okuduklarımdan, kullanıcı yorumlarından sadece iPhone’unu geliştirilmiş hali olarak görüyordum. Ama yanılmışım, bu mobil teknoloji devriminin son halkası ve tabletleri gelecekte daha da sık göreceğimizi düşünüyorum.
Öncelikle iPad ve iPad2 leri karşılaştırmalarını inceleyerek başlayayım. iPad2 iPad e göre daha ince ve hafif bir tasarıma sahip. Mesela ağırlığı WIFI lı modelinde 680 gr dan 601 gr’a düşmüş. Bu tasarımına da yansımış ve 13,3 mm den 8,8 m ye incelmiş. Buda kullanışlılığını inanılmaz ölçüde artırmış gibi görünüyor. iPad daha köşeli bir tasarıma sahipken iPad2 tutması, kavraması kullanması çok daha kolay bir ürün olarak ortaya çıkıyor. İşlemcisi ve RAM’i de artırılmış. Bu anlamlı bir fark yaratır mı bilemiyorum ama pek çok artısı var.
Bütün bunların yanında Samsung Galaxy Tab da çok merak ettiğim bir üründü. Apple’ın 9,7 inch lik ekranına nazaran 7 inchlik ekranı ile daha taşınılabilir bir cihaz gibi göründü. İki ürününde farklı arttıları olmasına karşın (Android işletim sistemi- hala daha bence tabletlere çok da uyumlu hale getirilemedi, yine de flash desteği falan çok büyük bir avantaj) samsungun ekranı bana biraz küçük gibi geliyorbana ve dokunmatik hassasiyeti beni çok tatmin etmedi.
Derken piyadasaki diğer tabletleri inceleyice çok etkilendim. Blackberry, Asus, HTC, Acer çok farklı üreticiler var tablet piyasasında ama ben en çok MOTOROLA ATRIX’den etkilendim. Gelecek budur diye düşündüm. Şimdi maksadım ürün reklamı falan değil. Ben mobil teknolojilerin gidebilceği bir diğer noktayı gördüm. Smartphone+Laptop (yada tablet)

Motorola ATRIX ilk bakışta android işletim sistemli bir telefon gibi görülmesine karşın güçlü işlemcisi ile Dock paneline yerleştirilince aynı zamanda bir laptop oluveriyor. Webtop uygulaması ile de cloud computingkullanarak dokümanlarınıza istediğiniz yerden erişebiliyorsunuz. Hem telefon, hem laptop, hem bütün dosyalar cloudda erişime hazır.

Mobil teknolojilerdeki bir sonraki aşama nereye gider şimdilik tahmin etmek zor ama bu rekabet çok çarpıcı gelişmeler doğuracak sanırım. Bu dock üzerinden Laptop'a döntürme belki tablet olarakta karşımıza çıkar. Kim bilir??
28 Ekim 2010 Perşembe
BÖTE’ler bir ihtiyaç mıdır, değil midir?
Yaşar hocanın kendi blogunda 28 Ekim Perşembe yazdığı yazıyı gördükten sonra bende kendimce birşeyler paylaşmak istedim ( http://myozden.blogspot.com/ ). Şu sıralarda aslında bir alanın geleceği çiziliyor. Pek çok kişi belki bu durumun farkında değil ama ne mezunlar durumdan memnun, ne alandaki uzmanlar. Peki bu memnuniyetsizlik sadece bir kelime oyunu ile çözülür mü yoksa köklü değişiklikler mi gerekiyor? Evet sorun BÖTE (Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi). Bu alan nereden geldi, nereye gidiyor? Gelecekte bu alanı dahada kuvvetli hale getirmek için alan uzmanları ne düşünüyor?
BÖTE’ler bir ihtiyaçtan doğmuştur ve Bilgisayar Öğretmenliği ve Öğretim Tekonolojilerinin harmanlaması ile bu isim verilmiştir. Burada bence vurgu Türkiye’nin Bilgisayar Öğretmenlerine ve Öğretim Teknologlarına olan ihtiaçlarıdır.
Bugün alanın isimlendirilmesinde kullanılan BÖTE üzerinde bazı tartışmalar mevcuttur. Bu alan ismindeki “Öğretim Teknologluğu” ile ilgili bir tartıma söz konusu olmasa da BÖTE’deki bilgisayar öğretmenliği gereksiz görülmeye başlanmıştır. Farklı görüşlerin olması aslında alanın gelişimi açısından bence büyük bir olanaktır. Bu konular üzerinde tartışmalar alanın daha da sağlam temeller üzerine oturmasına olanak sağlacaktır.
Bu tartışmaların başlamasında en büyük nedeni kanaatimce yeni müfredatta pasivize edilmiş, içi boşaltılmış bilgisayar dersleridir. Bu nedenle kritik bir süreçteyiz, içi boşaltılmış bu düen ne kadar daha devam eder bilemiyorum ama ben hala daha alanımızın önünde büyük olanaklar olduğunu biliyor ve düşünüyorum.
Açıkçası ben lisansını alan dışında bitirmiş biri olarak BÖTE’ye ilk geldiğimde ne yapacağımı ileride nasıl bir alanda çalışacağımı tam olarak bilmiyordum fakat graduate dersleri sırasında bizim bölümü ilişkili olduğu pek çok farklı alanı görünce çok mutlu olmuştum. Instructional Design, Performance Technology, Distance Education, Knowledge management vs vs.
Şimdi bölümümüzü sadece bilgisayar öğretmenliği yada öğretim teknoloğu olarak sınırlamak hiç mantıklı gelmiyor. Kaldı ki bu yazınızdaki gibi uzaktan eğitim türkiye’de bu derecede patlama yapmışken bu konuda iş yapmak isteyen her kurum yada organizasyon bizlerden destek almak durumunda kalacak. Bu noktada bence en önemli şey mezunlarımızı yada mezun adaylarımızı bilinçlendirmek. Çünkü, mezun olan ve olacak öğrencilerimizin kendilerini bilgisayar öğreten teknik eleman olarak isimlendirmesine de çok üzülüyorum açıkçası. Lisans seviyesinde iken neler yapabileceklerini, ne tür kabiliyetler ve bilgiler ile mezun olduklarını ve önlerinde boşluğu görememelerine üzülüyorum.
Bu konu üzerine daha söylenecek çok söz var bakalım zaman bize ne gösterecek...
BÖTE’ler bir ihtiyaçtan doğmuştur ve Bilgisayar Öğretmenliği ve Öğretim Tekonolojilerinin harmanlaması ile bu isim verilmiştir. Burada bence vurgu Türkiye’nin Bilgisayar Öğretmenlerine ve Öğretim Teknologlarına olan ihtiaçlarıdır.
Bugün alanın isimlendirilmesinde kullanılan BÖTE üzerinde bazı tartışmalar mevcuttur. Bu alan ismindeki “Öğretim Teknologluğu” ile ilgili bir tartıma söz konusu olmasa da BÖTE’deki bilgisayar öğretmenliği gereksiz görülmeye başlanmıştır. Farklı görüşlerin olması aslında alanın gelişimi açısından bence büyük bir olanaktır. Bu konular üzerinde tartışmalar alanın daha da sağlam temeller üzerine oturmasına olanak sağlacaktır.
Bu tartışmaların başlamasında en büyük nedeni kanaatimce yeni müfredatta pasivize edilmiş, içi boşaltılmış bilgisayar dersleridir. Bu nedenle kritik bir süreçteyiz, içi boşaltılmış bu düen ne kadar daha devam eder bilemiyorum ama ben hala daha alanımızın önünde büyük olanaklar olduğunu biliyor ve düşünüyorum.
Açıkçası ben lisansını alan dışında bitirmiş biri olarak BÖTE’ye ilk geldiğimde ne yapacağımı ileride nasıl bir alanda çalışacağımı tam olarak bilmiyordum fakat graduate dersleri sırasında bizim bölümü ilişkili olduğu pek çok farklı alanı görünce çok mutlu olmuştum. Instructional Design, Performance Technology, Distance Education, Knowledge management vs vs.
Şimdi bölümümüzü sadece bilgisayar öğretmenliği yada öğretim teknoloğu olarak sınırlamak hiç mantıklı gelmiyor. Kaldı ki bu yazınızdaki gibi uzaktan eğitim türkiye’de bu derecede patlama yapmışken bu konuda iş yapmak isteyen her kurum yada organizasyon bizlerden destek almak durumunda kalacak. Bu noktada bence en önemli şey mezunlarımızı yada mezun adaylarımızı bilinçlendirmek. Çünkü, mezun olan ve olacak öğrencilerimizin kendilerini bilgisayar öğreten teknik eleman olarak isimlendirmesine de çok üzülüyorum açıkçası. Lisans seviyesinde iken neler yapabileceklerini, ne tür kabiliyetler ve bilgiler ile mezun olduklarını ve önlerinde boşluğu görememelerine üzülüyorum.
Bu konu üzerine daha söylenecek çok söz var bakalım zaman bize ne gösterecek...
21 Ekim 2010 Perşembe
Cloud Computing
Merhabalar, Bugün eğitimde kullanılabilirliği üzerine düşündüğüm bir teknoloji olan "Cloud Computing"den bahsedeceğim.
Aslında bu terimi nasıl Türkçeleştirildiğini tam olarak bilmiyorum ama birkaç kaynakta “Bulut Bilişimi” olarak isimlendirilmiş olduğunu gördüm. Peki nedir “Cloud Computing”?
Bence “CLOUD COMPUTING” bilişim teknolojilerinin geleceğini şekillendirecek olan ve önemli bir eşik yaratacak teknolojidir. Internet hayatımızın her alanına işlemeye başladıkça “CLOUD COMPUTING” in poülerliği ve kulanım alanları da artacaktır. Böylece sadece şirketlerin bilişim teknolojileri entegrasyonları dışında son kullanıcı olarak bizlerin de işlerini çok kolaylaştıracaktır.
“CLOUD COMPUTING” altyapı bağımsız bir sistemdir ve herhangi bir yazılım, sunucu, ağdan bağımsız bir şekilde hizmet alımını içerir. “CLOUD COMPUTING” de yapılacak işler “cloud” diye tabir ettiğimiz (genelde ineternet görsellerde bulut simgesi ile sembolize edilir.) bağlantılar, serverlar ve yazılımlar bütünü ile nasıl bir cihaz(iPhone, laptop vs.) üzerinden bağlandığınız farketmeksizin işlemler gerçekleştirilir. Böylece kendi bilgisayarının hızından bağımsız şekilde çok daha hızlı bilgisayarlardan servis hizmeti talep ederek işlem yapabilyorsunuz.
Bunu bir metafor üzerinden açıklamak gerekirse, bulunduğumuz şehrin su şebekesini düşünelim. Suyun nereden geldiği, hangi kaynakların şebeke suyunu beslemede kullanıldığı biz kullanıcılara standartlara uygun, kaliteli su hizmeti aldığı sürece önemli değildir. Eğer her ev sahibi su elde edebilmek için evinde, kendi suyu için, kendi kuyusunu kazsa nasıl olurdu düşündünüz mü? İşte bunun gibi o kuyuyu kazmak için he kullanıcı iş gücü ayıracak, makinalar aletler satın alacak, kuyuyu kazdıracak. Bununlada bitmiyor kaynaktaki suyun temizliği, bakımı, güvenliği ayrı bir sorun teşkil edecek. Ve belki de en önemlisi sadece o kaynaktaki su kadar su ile yetinmek zorunda kalacak. Oysa şehir şebekesinden su kullanan biri ise bütün bu maliyetleri üzerinden attığı gibi özel hiçbir cihaza, makinaya sahip olmadan sadece musluğunu açarak Şehir şebekesinin sahip olduğu devasa kaynaklardan beslenebilecek.
Bu yeni mantigin bize getirileri olarak ;
• Maliyet
• Kullanim kolayligi
• Güvenlik
• Ölçeklenebilirlik
• Sürdürülebilirlik
Konularindan bahsedebiliriz.
Maliyet: Yazilim toollarina sahip olmak yerine ihtiyacimiz kadar kullanarak maliyet optimize edilmis oluyor.
Kullanim Kolayligi: Yazilim toollarini Kur, Konfigure Et, Tasi gibi sorunlar ortadan kalkmis oluyor.
Güvenlik: Virüsler veya diger zararlilar konusunda siz degil Isletim sistemini saglayan firma sorumlu oluyor.
Ölçeklenebilirlik: Gelistirilen yazilimin ne kadar kullanildigi vb.
Sürdürülebilirlik: isletim sisteminizin her zaman çalisacaginizi isletim sisteminizin servisini satin aldiginiz firma garantileyecek.
“CLOUD COMPUTING” ye son kullanıcı açısından en popüler örnek heralde Google Docs servisidir. Aslında bu yapıyı en iyi “Software as a Service” diyerek tanımlamak yanlış olmaz. Burada web tabanlı depolama alanınızdaki dokümanlarınızı, hiçbir kurulum yapmaya gerek kalmadan browser üzerinden görüntüleyebiliyor, paylaşabiliyor, işleyebiliyor ve kaydedebiliyorsunuz.
Aslında bu terimi nasıl Türkçeleştirildiğini tam olarak bilmiyorum ama birkaç kaynakta “Bulut Bilişimi” olarak isimlendirilmiş olduğunu gördüm. Peki nedir “Cloud Computing”?
Bence “CLOUD COMPUTING” bilişim teknolojilerinin geleceğini şekillendirecek olan ve önemli bir eşik yaratacak teknolojidir. Internet hayatımızın her alanına işlemeye başladıkça “CLOUD COMPUTING” in poülerliği ve kulanım alanları da artacaktır. Böylece sadece şirketlerin bilişim teknolojileri entegrasyonları dışında son kullanıcı olarak bizlerin de işlerini çok kolaylaştıracaktır.
“CLOUD COMPUTING” altyapı bağımsız bir sistemdir ve herhangi bir yazılım, sunucu, ağdan bağımsız bir şekilde hizmet alımını içerir. “CLOUD COMPUTING” de yapılacak işler “cloud” diye tabir ettiğimiz (genelde ineternet görsellerde bulut simgesi ile sembolize edilir.) bağlantılar, serverlar ve yazılımlar bütünü ile nasıl bir cihaz(iPhone, laptop vs.) üzerinden bağlandığınız farketmeksizin işlemler gerçekleştirilir. Böylece kendi bilgisayarının hızından bağımsız şekilde çok daha hızlı bilgisayarlardan servis hizmeti talep ederek işlem yapabilyorsunuz.
Bunu bir metafor üzerinden açıklamak gerekirse, bulunduğumuz şehrin su şebekesini düşünelim. Suyun nereden geldiği, hangi kaynakların şebeke suyunu beslemede kullanıldığı biz kullanıcılara standartlara uygun, kaliteli su hizmeti aldığı sürece önemli değildir. Eğer her ev sahibi su elde edebilmek için evinde, kendi suyu için, kendi kuyusunu kazsa nasıl olurdu düşündünüz mü? İşte bunun gibi o kuyuyu kazmak için he kullanıcı iş gücü ayıracak, makinalar aletler satın alacak, kuyuyu kazdıracak. Bununlada bitmiyor kaynaktaki suyun temizliği, bakımı, güvenliği ayrı bir sorun teşkil edecek. Ve belki de en önemlisi sadece o kaynaktaki su kadar su ile yetinmek zorunda kalacak. Oysa şehir şebekesinden su kullanan biri ise bütün bu maliyetleri üzerinden attığı gibi özel hiçbir cihaza, makinaya sahip olmadan sadece musluğunu açarak Şehir şebekesinin sahip olduğu devasa kaynaklardan beslenebilecek.
Bu yeni mantigin bize getirileri olarak ;
• Maliyet
• Kullanim kolayligi
• Güvenlik
• Ölçeklenebilirlik
• Sürdürülebilirlik
Konularindan bahsedebiliriz.
Maliyet: Yazilim toollarina sahip olmak yerine ihtiyacimiz kadar kullanarak maliyet optimize edilmis oluyor.
Kullanim Kolayligi: Yazilim toollarini Kur, Konfigure Et, Tasi gibi sorunlar ortadan kalkmis oluyor.
Güvenlik: Virüsler veya diger zararlilar konusunda siz degil Isletim sistemini saglayan firma sorumlu oluyor.
Ölçeklenebilirlik: Gelistirilen yazilimin ne kadar kullanildigi vb.
Sürdürülebilirlik: isletim sisteminizin her zaman çalisacaginizi isletim sisteminizin servisini satin aldiginiz firma garantileyecek.
“CLOUD COMPUTING” ye son kullanıcı açısından en popüler örnek heralde Google Docs servisidir. Aslında bu yapıyı en iyi “Software as a Service” diyerek tanımlamak yanlış olmaz. Burada web tabanlı depolama alanınızdaki dokümanlarınızı, hiçbir kurulum yapmaya gerek kalmadan browser üzerinden görüntüleyebiliyor, paylaşabiliyor, işleyebiliyor ve kaydedebiliyorsunuz.
29 Eylül 2010 Çarşamba
Teknoloji ve Eğitim
Teknoloji ve eğitimin insanlık tarihi boyunca gelişimine bakmadan önce teknolojiden neyi kastettiğimizi netleştirmekte fayda vardır. Teknoloji denilince aslında insanın aklına makineler ve donanımsal aletler gelmemelidir. Saetller’a göre teknoloji bilimsel bilgi birikiminin pratik hayatta kullanımıdır. Yani teknoloji illaki modern elektronik cihazlar demek değildir. Bir dersi verirken kullanılan tahta bile bir teknolojidir. Ama genellikle teknolojinin bu anlamını göz ardı edilip sadece modern teknolojik cihazların eğitime entegrasyonu her zaman pek çok araştırmacının ilgisini çekmiştir. Özellikle 20 yy.daki teknolojik ilerlemelerden etkilenen eğitimciler ve bilim adamları sürekli olarak ortaya çıkan her yeni teknolojiyi eğitim öğretim ortamlarına entegrasyonu için çalışmışlardır. Hatta, bu konuda Clark ve Kozma’nın öncülüğünü yaptığı ve yıllardır çözümlenemeyen tartışmalar yapılmıştır . Eğitimde teknoloji gerçekten fark yaratıyor mu? Yoksa bu fark aslında o teknolojiyi entegre ederken uyguladığımız metottan mı kaynaklanıyor? Şekilnde aslında halen daha net bir sonuca ulaşılamamış tartışmalar söz konusu olmuştur. Yalnız bu tartıuşmaların açığa kavuşturduğu nokta şudur ki eğitimcilerin eğitim ortamlarına teknoloji entegrasyonu konusundaki ilgisi ne nedenle olursa olsun (ister yöntemsel fark yaratmak için isterse teknolojinini sağladığı avantajlardan faydalanmak) bundan sonrada devam edecektir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
